Monitoring Masasından Backend’e: Nasıl Başladım?
VUCOS’taki ilk işimden Hayalet Sevgilim’e, bir tweet’ten ilk backend rolüme uzanan; bol sorulu, biraz şanslı ama çok meraklı başlangıç hikâyem.
Yazılıma nasıl başladığımı tek bir ana bağlayamıyorum. Hikâyede bir monitoring masası, sorularımıza sabırla cevap veren ekip sorumluları, yazılımcı buluşmaları, lise arkadaşım Berkay ve bir gecede yaptığımız şaka projesi var. Biraz merak, biraz cesaret, biraz da doğru zamanda karşıma çıkan iyi insanlar.
Geriye dönüp baktığımda kariyerimin en kritik anlarından bazılarının, kendime en az güvendiğim dönemde yaşandığını görüyorum.
İlk işim yazılım değildi
İstanbul Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı’ndan mezun olduktan sonra bir süre iş aradım. İlk fırsatım VUCOS’ta, Vodafone TV’ye dışarıdan destek veren bir projedeki monitoring ekibinde oldu.
Günlük işimiz kullanıcı sorunlarını takip etmek, monitoring alarmlarını incelemek ve gerektiğinde doğru ekibi harekete geçirmekti. Bir tarafta içeriklerin encode süreçleri, diğer tarafta canlı sistemlerin ürettiği sinyaller vardı. Ben henüz yazılımcı değildim ama çalışan bir ürünün yalnızca koddan ibaret olmadığını orada görmeye başlamıştım.
O dönemki ekip sorumlularımız sistemin uçtan uca nasıl çalıştığını, bir sorun olduğunda nereden bakmaya başlamamız gerektiğini ve gördüğümüz sinyallerin ne anlama geldiğini sık sık anlatırdı. Bunu yalnızca iş yetiştirmek için yapmıyorlardı; merak ettiğimizde sorularımızı gerçekten cevaplıyorlardı.
Bugün üretimde bir problemle karşılaştığımda önce sistemi anlamaya, doğru sinyali bulmaya ve acele etmeden parçaları birleştirmeye çalışıyorsam temeli biraz da o günlerde atıldı.
Buluşmalar, yeni insanlar ve biraz cesaret
İş dışında yazılım ve teknoloji tarafında kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Bu sırada yazılımcı buluşmalarına katılmaya başladım. Orada tanıştığım insanlar bana ilham verdi; yazılım dünyasını yalnızca iş ilanlarından ve eğitim videolarından ibaret görmemeyi öğrendim.
Bu buluşmalara katılmamı sağlayan kişi, liseden arkadaşım Berkay’dı. Hikâyenin birazdan patlayacak kısmında da en büyük yardımı yine o yaptı.
O dönem internette “İnsanlar Starbucks’ta bilgisayarlarında Hayalet Sevgilim sözleri mi yazıyor?” diye bir geyik dönüyordu. Berkay’la konuşurken bunu gerçekten yapan bir site hazırlamanın çok komik olacağını düşündük. Fikir hoşuma gitmişti ama kendime güvenmediğim için projeye bir türlü başlayamıyordum.
Biraz ikna, biraz gaz verme sonucunda bir gece oturup projeyi yaptık. Büyük pay onundu: o frontend’i hazırlayacaktı, ben de hayatımdaki ilk backend uygulamasını yazacaktım.
Bir gecede yaptığımız proje
Hayalet Sevgilim teknik açıdan devasa bir proje değildi. Kullanıcının konumunu alıyor, yakında bir Starbucks varsa ekrana şarkı sözlerini yazıyordu. Fakat benim için ilk kez bir fikri kodlayıp internete açmak ve hiç tanımadığım insanların kullanmasını izlemek demekti.
Yayınladıktan sonra beklemediğimiz şeyler oldu. Proje çok etkileşim aldı ve ilk defa yaptığım bir şeyi yaklaşık 5.000 kişi kullandı. Ben ise romantik tarafıyla ilgilenmek yerine sürekli Foursquare API’nin ücretsiz kullanım limitini kontrol ediyordum; hesaba kartımı bağlamıştım ve açıkçası biraz tedirgindim.
İnsanlardan güzel mesajlar gelmeye başladı. Daha ilk sürümün heyecanı geçmeden ikinci sürüm beklentisi oluşmuştu. Biz harika hissediyorduk. Bir sonraki yazılımcı buluşmasında kendimi kısa süreliğine junior bir superstar gibi hissettiğimi de itiraf edebilirim.
Ama asıl önemli olan etkileşim sayısı değildi. İlk kez “Ben de çalışan bir şey üretebilirim” duygusunu yaşamıştım.
Bir tweet, birkaç case ve ilk yazılım işi
Projeden sonra yazılım tarafında çalışmak istediğimi daha açık söylemeye başladım. LinkedIn üzerinden yaptığım başvurulara neredeyse hiç dönüş alamıyordum. Ben de durumumu anlatan bir tweet paylaştım.
O tweet sayesinde yine harika insanlarla tanıştım. Görüşmeler yaptım, altı-yedi farklı case çözdüm. Her birinde başka bir şey öğrendim. En başarılı olduğumu düşündüğüm sürecin sonunda da ilk yazılım işime girdim.
Şansım iyi insanlarla karşılaşma konusunda devam etti. Güçlü bir ekiple dolu dolu üç yıl geçirdim. Sorduğum soruların cevabından fazlasını öğrendiğim, ihtiyacım olan gelişim alanını bulabildiğim bir yerdi. Kriz anları dahil çok eğlenceli zamanlarımız oldu.
İlk yıl boyunca açtığım ilk pull request’e ara sıra dönüp baktım. Koddan çok, aradaki mesafeyi görmek hoşuma gidiyordu. Birkaç ay önce zorlandığım şeylerin giderek sıradanlaşması bana doğru bir seçim yaptığımı hissettiriyordu.
Geriye ne kaldı?
Benim yazılıma geçişim kusursuz hazırlanmış bir kariyer planıyla olmadı. Monitoring ekibinde sistemleri izlerken öğrendiklerim, buluşmalarda tanıştığım insanlar, Berkay’ın beni projeye başlamaya ikna etmesi, biraz görünür olma cesareti ve doğru zamanda karşıma çıkan fırsatlar birbirine eklendi.
İlk dönemlerde çok soru sormak, merak etmek, hevesimi göstermek ve bazen iyi anlamda şansımı zorlamak bana yalnızca teknik beceri kazandırmadı. İyi arkadaşlıklar, güzel anılar ve gerçekten sevdiğim bir kariyer başlangıcı da getirdi.
Bugün hâlâ bilmediğim bir şeyle karşılaştığımda o ilk geceye benzer bir heyecan duyuyorum. Kendime güvenmediğim için beklemek yerine küçük de olsa çalışan bir şey yapmaya başlamak, hâlâ bildiğim en iyi yöntem.